Sosyal Medyayı Dinlemek = Marka Psikanalizi

philosophyinatimeoferror.wordpress.com
Özet: Bir markanın hayatı ofis odalarında yapılan stratejik planlardan ya da beyin fırtınası toplantılarındaki notlardan çok, kullanıcıyla buluştuğu anların toplamından oluşur. Bu yüzden, markalar sosyal medya takibini başka türlü erişemeyecekleri çok değerli bilgilere erişme şansı olarak görmeli.

Bir terapi yöntemi olarak psikanaliz, kişinin bilinçli ve bilinç-dışı dünyası arasındaki ilişkiye odaklanır ve özellikle bilinç-dışı dünyada gizlenmiş olan zihinsel durumları bilinç seviyesine çıkartarak bir sağaltım amaçlar.

Bu sağaltım sürecinde psikanalist, kimi zaman doğrudan kimi zaman dolaylı yoldan giderek, yani açık soruları, sembolik ilişkileri, çağrışımları, anıları, bellek kırıntılarını kullanarak gölgeli alanları aydınlatmaya ve yorumlamaya çalışır. Çocukluğa dönme klişesi tam da bu durumu ifade eder.

Markaların son dönemde giderek daha çok önem vermeye başladıkları sosyal medya takibi, başka deyişle sosyal medyayı dinlemek de benzer bir psikanalitik terapi işlevi görebilir.

Kısaca özetlemek gerekirse, sosyal medyayı dinlemek en genel anlamıyla çeşitli mecralarda bir marka hakkında neler konuşulduğunun takibi ve bir ileri adım olarak da bu konuşmalara dahil olunması anlamına gelir.

Çoğu marka bu süreci kendi hakkındaki kötü ya da sakıncalı içeriği tespit edip tedbir almak için kullanıyor olsa da, asıl yapılması gereken dinlemek, öğrenmek ve konuşmaya samimi biçimde katılmaktır. Psikanilistine karşı savunmaya geçen ya da sadece dinlemekle yetinen biri terapi sürecinden nasıl pek fayda göremezse, sosyal medyadaki konuşmalara benzer tepki veren markalar da bu süreçten kazançlı çıkamazlar.

Sosyal medya devrimi öncesinde, marka sorumluları, reklam / pazarlama ajansları ve işin içindeki diğer kişiler, tek başlarına ya da birlikte geliştirdikleri fikir ve mesajları bir yayın ortamı kiralayıp kitleye sunarlardı. Kimi piyasa araştırmaları veya anketlerle sonuçlar ve izlenimler ölçülse de, anlık tepkiler ya da kişisel talep ve öneriler büyük oranda fark edilemezdi.

Artık durum çok farklı. Sosyal medyanın getirdiği açık ve demokratik iletişim ortamı, herkesin sesini duyurmasına, bir anlamda markanın şimdiye kadar farkında olmadığı bilinç-dışı dünyasının açığa çıkmasına imkân veriyor. Zira bir markanın hayatı ofis odalarında yapılan stratejik planlardan ya da beyin fırtınası toplantılarındaki notlardan çok, kullanıcıyla buluştuğu anların toplamından oluşur.

Bir müşterinin aldığı ürünün tasarımından duyduğu memnuniyetsizlik, reklamlarda görüp hoşlanmadığı bir görüntü ya da markayla duygusal bağ kuramadığını gösteren bir cümle, görmezden gelinecek önemsiz şeyler değil, aksine markanın nasıl algılandığına ve kendisiyle nasıl yüzleşmesi gerektiğine dair çok önemli ipuçları olarak kabul edilmeli. Bu ipuçları dikkatlice toplanıp tıpkı bir psikanalistin yapacağı gibi, özenli bir analiz ve yorum çabasıyla değerlendirilmeli.

Markalarının ruhu, konumu, mesajı, değerleri, imajı vb. özellikleri üstüne büyük entelektüel ve maddi yatırım yapanların böylesine büyük bir öğrenme ve iyileş(tir)me fırsatını ıskalamamaları gerekir.

Bu fırsatı fark etmekte gecikenler, rakiplerinin kendilerini pek çok alanda nasıl da hızla geride bıraktığını anlamakta bile güçlük çekebilirler. Kısacası, baca temizliğini aksatanlar her an boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Onur Air Vakası: Bir Sosyal Medya Depremi

Dijital Pazarlama Stratejileri: Inbound / Outbound

Twitter'da Nasıl "Trending Topic" Olunur?