Digitalage 2011 Konferansı İzlenimleri

Geçtiğimiz Perşembe (13 Ekim) düzenlenen Digitalage 2011 Konferansı'nda ilk olarak dikkatimi çeken, katılımın bir hayli fazla olduğuydu. Bazı konuşmacıların da belirttiği gibi, birkaç yıl öncesine göre gözle görülür bir artış olduğunu söylemek mümkün. Öyle ki, öğleden sonraki oturumlarda oturacak yer bulmak bir sorun haline gelmişti.



Konuşmacıların sunumları ve salon içinden izlenimlere gelince; ilk olarak Richard Stacy ile başlayalım. "Sosyal medya gurusu" gibi artık söylenmesi bile ayıp sayılan [klişeye sarılmak] basmakalıp taktim hatasını geçersek, Stacy sade, açık ve özellikle bir nokta açısından çok faydalı bir sunum yaptı. Bu nokta, Türkiye'de sosyal medya (SM) algısına ilişkin temel bir gerçeği ifade etmesi oldu.

SM algısının ülkemizde halen sağlıklı ve gerçekçi bir temele oturmadığını, Stacy'nin sunumunda yer alan basit bir grafikle bir kez daha açık olarak fark ettik. Özetle, şu an içinde bulunduğumuz aşamanın beklentilerin, harcamaların ve aslında hayal kırıklığının da en üst seviyede olduğu "false engagement" aşaması olduğu ve bunun giderek daha bilinçli, sakin ve sürdürülebilir noktaya gelmesi gerektiği mesajın özüydü.

Dinleyiciler tarafından en çok beğenilen sunumun Stacy tarafından yapıldığını, moderatör Defne Samyeli tarafından yersiz biçimde [şuur noksanlığı] ortada kesilmesinin büyük bir talihsizlik olduğunu da belirtmem gerek.

Konferansın ağır topu olarak lanse edilen ancak benim açımdan belli ölçüde hayal kırıklığı yaratan Arianna Huffington'ın konuşmasında iki nokta öne çıktı: Veri akışının muazzam boyutlara ulaştığı günümüzde editörlerin her zamankinden daha önemli hale geldiği ve insanların istedikleri yerde ve zamanda anonim kalabilmelerinin önemi.

Sponsorlu sunumları doğrudan geçerek benim şahsen en çok merak ettiğim konuşmacıya, ekşisözlük kurucusu Sedat Kapanoğlu'na gelelim. "Türkiye'de Internet'in Fizik Kuralları" başlıklı sunumu öncelikle minimalist yaklaşımıyla harika bir örnekti. Pek çok marka yöneticisi ya da pazarlama müdürü için ilk sayfadan çöpe atılacak ölçüde sade olan bu sunumu "siyah-beyaz-arial-text" olarak tanımlayabilirim. Amaca gayet iyi hizmet ettiği gibi, eminim olabilecek en kısa sürede hazırlanmıştır [aracı ve görünüşü kutsallaştırmamak = verimlilik]. Örneğin, bir önceki sunumda "Simple is Good" diyen Yüce Zerey'in kırmızı renkle "kurumsal" kimlik kazandırılmış olan sunumu ismiyle ciddi bir tenakuz içindeydi.

Sunumun içeriği daha çok ekşisözlük deneyimi boyunca otoriteye karşı vermek zorunda kaldıkları mücadeleye odaklanmıştı. Kapanoğlu bu otoritenin çoğu zaman "mutlak otorite" haline gelen devlet, çeşitli gruplardan muktedirler ve kimi zaman da kullanıcılar olabildiğini ifade etti. Bu mücadelenin çoğu zaman büyük enerji, güç ve dayanıklılık gerektirdiğini de ekledi.

Sansürün, baskının ve eleştiriye tahammülsüzlüğün açıktan ifade edilmesi her zaman yararlıdır, yine öyleydi. Her ne kadar sektör profesyonelleri bu konulara pek ilgili görünmeseler de en azından kulaklarına bir şey çalınmıştır diye umuyorum.

Şahsen ekşisözlük'ün SM içindeki konumu ve bu tip alternatif bir mecradaki topluluk oluşumu ve yönetimi konusunda daha çok şey duymak isterdim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Onur Air Vakası: Bir Sosyal Medya Depremi

Dijital Pazarlama Stratejileri: Inbound / Outbound

Twitter'da Nasıl "Trending Topic" Olunur?