Sosyal Medya Yönetimini Dışarı Vermek Taşıyıcı Anne Bulmak Gibidir*

Markalar ve kurumlar için sosyal medya yönetiminin ne kadar önemli olduğu artık herkesin malumu. Sosyal medya artık pazarlama ve iletişim faaliyetlerinin onsuz olunmaz bir parçası haline geldi, yakın gelecekte bu alanlardaki başat unsur olması kaçınılmaz görünüyor.

Bu işin yapılmasının şart olduğu pek çok marka/kurum tarafından kabul edilmiş durumda. Sosyal medya yönetimi için bütçe ayrılması gerektiğinin bile artık genel kabul gördüğünü söyleyebiliriz. Özetle, inkar dönemi aşıldı ve neyin nasıl yapılması gerektiğine dair sorgulamalar başladı.



Bu noktada verilmesi gereken önemli kararlardan biri sosyal medya yönetiminin kim tarafından yapılacağı. Bu işi içeride kurulacak bir ekip mi yürütmeli yoksa dışarıdan hizmet mi alınmalı. Kişisel tecrübem ve gözlemlerim Türkiye'de belli bir büyüklüğe ulaşmış markaların çoğunun bu konuda dışarıdan hizmet almayı tercih ettikleri yönünde. Oysa küresel trend tam aksi yönde ilerliyor. Büyük markalar sosyal medya yönetimini kendi bünyelerinde kurdukları ekiplerle - çeşitli konularda dışarıdan hizmet almaya devam etseler de - yürütüyorlar. Bunun en iyi ve güncel örneklerinden biri bu yılın başında sosyal medya yönetimini tümüyle içeride yürüteceğini açıklayan Nike oldu. 

Sosyal Medya Yönetimini Dışarı Vermek Taşıyıcı Anne Bulmak Gibidir!

Sosyal medyada var olmak marka/kurum için oldukça netameli bir iştir. Bir taraftan sahici ve özgün olmanız gerekirken, bir taraftan marka değerlerini ve önceliklerini korumanız gerekir. Kullanıcılarla olabildiğince doğrudan/kişisel bir iletişim kurmaya çalışırken, marka imajı ve konumlanmasını zedelememek için azami çabayı göstermek zorundasınızdır. Yenilikçi, eğlenceli, yaratıcı olmaya çalışırken bir yandan da kurum içinden ve dışından gelen tepkileri/talepleri yönetmeniz gerekir. Bunlara ek olarak, sosyal medyanın özü itibariyle anlık, organik, sahici ve doğrudan olmak zorunda olduğunu da hatırlayalım.

Peki, tüm bunlar sosyal medya yönetimini dışarı vererek yapılamaz mı? Çok özel, istisnai örnekler dışında cevabım çok net: HAYIR! 

Tıpkı taşıyıcı annelikte olduğu gibi (bebeği doğum sonrasında da bir bakıcıya teslim ettiğimizi düşünelim), doğacak çocuk size benzeyebilir (kurumsal kimlik), size ait olabilir (şifrelerin & telif haklarının kuruma ait olması), sizin yönlendirmenizle büyüyebilir (strateji ve içerik toplantıları). Ne var ki bu süreçte sizin organik  bir parçanız olmayacak, sizin dünyada var oluş biçiminizi yansıtmayacaktır. 

Elbette mecburi hallerde taşıyıcı annelik yöntemi kullanılabilir, sonrasında çocuğun yetişmesi için işin uzmanlarından destek de alınabilir, hatta pek çok durumda alınmalıdır. Sosyal medya yönetimi söz konusu olduğunda da aynı şey geçerli olacaktır. Yeter ki sizin bir parçanız olarak sizin kokunuz, sesiniz ve düşüncelerinizle var olması gereken bir varlığı tümüyle başkalarının eline bırakmayın. 

* Taşıyıcı annelik yöntemiyle çocuk sahibi olmuş kişilerin bu analojiyi açıklarken yazılanlardan alınması ihtimaline karşı; bu yazıyı her benzetmenin biraz genel ve kaba olmaya mahkum olduğunu bilerek yazdığımı belirtmek isterim. 



Bu blogdaki popüler yayınlar

Onur Air Vakası: Bir Sosyal Medya Depremi

Dijital Pazarlama Stratejileri: Inbound / Outbound

Twitter'da Nasıl "Trending Topic" Olunur?