Dijital Pazarlamanın Sosyolojisi

Pazarlamanın kısa tanımı, "bir ürün ya da hizmetin çeşitli ihtiyaçlara yönelik olarak sağladığı fayda ve değeri tüketicilere anlatarak tüketicilerin tercih ve satın alma davranışı üstünde etkide bulunmak" olarak yapılabilir. Sadece bu kısa tanıma baktığımızda bile pazarlamanın ana unsurlarının ağırlıklı olarak sosyolojik kavramlara dayandığını söyleyebiliriz. "Fayda", "değer", "tercih", "etki", "ihtiyaç" gibi kavramların hepsi sosyolojinin temel çalışma alanlarıdır.

Kaynak: campuscareercoach.com


İlk pazarlama faaliyetleri Antik Yunan ve Roma dönemine kadar geri götürülebilse de, planlanabilir ve yönetilebilir bir süreç olarak pazarlamanın tarihi yüz yıldan fazla değil. Tümüyle bilimsel bir disiplin haline gelmesi ise son elli yıllık dönemi kapsıyor. Matbaanın icadı, sanayi devrimi gibi insanlık tarihinin çok önemli mihenk taşları hiç şüphe yok ki pazarlamanın da tarihini belirleyen çok önemli gelişmelerdi. Bu devrimsel gelişmelerden sonuncusu ise İnternet ve onunla bütünleşik olarak çalışan dijital teknolojiler. Toplumsal hayatta büyük bir değişime neden olan bu son devrime "dijital devrim" adını veriyoruz. Diğer tüm devrimler gibi dijital devrim de çok büyük kırılmalar ve kopuşlarla sosyal hayatı dönüştürdü ve dönüştürmeye devam ediyor.

1971 yılında İnternet üstünden gönderilen ilk e-postayı sembolik bir başlangıç noktası olarak alırsak, bunu takip eden; kişisel bilgisayarların sokaktaki insanın hayatına girmesi, İnternet'in büyük hızlara ulaşarak yaygınlaşması, arama motorları ve sosyal ağların geliştirilmesi ve son olarak akıllı cihaz teknolojisi ve 3G ile büyük bir hızla yaygınlaşan mobil kullanım dijital devrimin getirdiği sosyolojik değişimin belli başlı aşamaları olarak sayılabilir.

Kaynak: www.keepcalm-o-matic.co.uk
Yeni Sosyoloji, Yeni Pazarlama

Yukarıda kısaca özetlediğim toplumsal dönüşüm doğal olarak yeni yeni bir toplumsal düzen ve ilişki biçimi getiriyor. Bu durumda, artık eski paradigmalara dayanan bir pazarlamanın sürdürülebilmesi mümkün değil. Sürdürülebilse bile pek de başarılı olamayacağı açıktır.

Bu yeni dönemde tüketici artık sadece çeşitli mesajlarla etkilenecek, tercihleri yönlendirilecek pasif bir alıcı değildir. Ekonomik değer transferinin mal ve/veya ürünlerin el değiştirmesiyle sınırlı kalmadığını, hizmet ve uzmanlığın da satıldığını hatta artık günümüzde içerik ve bilginin de birer emtia haline geldiğini ve tüketicinin tüm bu süreçlere fiilen müdahil olduğunu göz önüne aldığımızda yeni bir pazarlama paradigmasına ihtiyaç olduğunu görebiliriz. Bu yeni paradigma satıcının/üreticinin daha şeffaf, daha adil, daha temiz, daha sorumlu yani genel olarak daha "açık" olmasını gerektiriyor. Dolayısıyla, klasik pazarlama tanımındaki sosyolojik kavramlara yenilerini ekleyerek bu tanımı niteliksel olarak dönüştürüyor.

Peki, bu yeni paradigmanın yani dijital pazarlamanın farkı nedir ve nasıl icra edilir?


Öncelikle söylemeliyim ki, dijital pazarlamayı sadece ortaya çıkan yeni mecra ve teknolojileri kullanarak yapılan pazarlama faaliyetleri olarak, başka deyişle pazarlamanın çağcıl araçlar kullanan bir alt dalı olarak görmüyorum. Eğer öyle olsaydı, matbaanın icadından sonra el ilanları, dergi veya gazeteleri ya da radyo icat edildikten sonra radyoyu, televizyon icat edildikten sonra ise televizyonu kullanmaktan hiçbir farkı kalmaz, dolayısıyla yeni bir paradigmadan bahsetmek söz konusu olmazdı.

Dijital pazarlamanın temel farkı, tüketici dünyasıyla üretici dünyasının birbirinden ayrı olduğu, iletişim kanallarının belli bir bedel karşılığı üreticiye kiralandığı ve bu kanallardan çeşitli şekillerle tüketiciye sürekli tek yönlü mesajlar iletilen sistemi ortadan kaldırmasıdır.

Dijital pazarlama tüketiciyi pek bir ayrım yapmaksızın, her yakaladığı ortamda mesaj bombardımanına tutmak yerine, ürünle/hizmetle ilgilenebilecek tüketicinin ne zaman nerede olacağını ve neyle ilgileneceğini öngörerek doğru, temiz, anlamlı, faydalı ve en önemlisi tüketicinin etkileşime geçebileceği içerikler, mekanizmalar, dialoglar yaratma amacını güder. 

Bu yenilikçi yaklaşım, yeni sosyolojik ve ekonomik gerçeklere uygun olarak, tüketiciyi üretici tarafından denize rastgele atılan ve içinden yengeçten, midyeye kamyon lastiğinden türlü çeşitli balıklara kadar ne varsa çıkan devasa ağlara takılacak bir balık olarak değil, üreticinin varlığını mümkün kılan ekosistemin vazgeçilmez ve saygı duyulması gereken bir yapı taşı olarak görür.

Böylece, üretici açısından daha verimli ve daha "temiz" iş sonuçları elde edilirken, tüketici açısından da daha akılcı ve gerçekten söz sahibi olabildiği bir satın alma süreci ortaya çıkmış olur.


Bu blogdaki popüler yayınlar

Onur Air Vakası: Bir Sosyal Medya Depremi

Dijital Pazarlama Stratejileri: Inbound / Outbound

Twitter'da Nasıl "Trending Topic" Olunur?